öylesine..

28/8/2008 - çocuk olmak

                                                             


Çocuk olmak

yokluk yoksulluk içinde çocuk olmak,

pencereden baktığında kocaman binalar görüp

dışarı çıktığında harap gecekondunu görmek

ve çocuk olmak...

çamurlu sokaklarda oynayıp, televizyonda gördüğün parkın hayalini kurmak

ve çocuk olmak..

annenin ye diye eline verdiği katıksız ekmeği ısırıp

pis kokan derenin kenarında oynamak

ve istanbul'un taşı toprağı dert , taşı toprağı  kurşun olan sokaklarında
çocuk olmak
tesadüfen yaşamak...

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

26/4/2008 - Kelkit Çayı ve kış

 

Kış bitti ama genede bu resmi paylaşmak istedim. Şubat tatilinde karın yolları kapatması sonucu köyde mahsur kalınca çekmiştim.

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

2/7/2007 - Bu gün 2 temmuz..

 

UNUTMADIK UNUTMAYACAĞIZ DA !

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

31/3/2007 - Benim minik kızlarım...

 

Bu küçük prenses Yumak. Bu şirin kızın kuyruk yok. Cinsinden değil. Faili meçul bi saldırı sonucu kuyruk ve sağ bacak sakatlanmış. Ama inanınki hayata sımsıkı bağlı ve de çok cana yakın. Sürekli mır mır motor yapıyor.

 

 

Bu küçük hanımda Paket.Kendisi benim ilk göz ağrım. o da çok cana yakın . Ama herkeze karşı değil. Çok seçici. Herkeze sokulmaz. Ayrıca da Yumak'ı sahiplenmiş durumda . Acayip derecede koruyucu davranıyor.

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

29/9/2006 - Ben Kimim?

                   

  

 

Ben Kimim?

 

Bak bir gözlerime

Dilim söylemiyor çünkü

Şarkıları duymuyorum

Kuşları duymuyorum

Annemin ninnilerini duymadım hiç.

Duymadım babamın sesini

 

 Ne olur bak gözlerime

Sessiz bir dünyanın çığlıklarını gör.

Ne acı biliyor musun sevdiğinin sözcüklerini duyamamak

Ne acı çocuğunun ilk sözcüğünü duyamayacağını düşünmek

 

Bak gözlerime, iyice bak

sessizliğimde sesimi duyabilecek misin?

 

 

tut ellerimi sıkı tut

düşebilirim belki..

 

güneş ne renktir ?

annem nasıl gülümser?

kar nasıl yağar ?

uçsuz bucaksız olan

senin gördüğün deniz mi,

 yoksa benim tek gördüğüm karanlık mı?

 

sıkı tut ellerimi

düşebilirim çünkü...

 

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

30/3/2006 - Ödevin böylesi....

Bu gün sınıfıma verdiğim “Atatürk’e mektup” konulu ödevden birkaç tane örnek yazmak istiyorum. Bu mektubu yazan öğrencim 8 yaşında.

 

Sevgili Atatürk Dede

 

Seni çok seviyorum. Sen niye öldün ki? Ölmeseydin ben senin yanına gelirdim. Sende bize gelirdin. Annem bize çay yapardı. Ama sen beni tanımıyorsun değil mi? Benim adım H. Ç. Eğer ölmeseydin seninle tanışırdık. Ben seni gerçekten çok seviyorum. Eğer sen olmasaydın düşmanlar vatanımızı alırdı ve ben , annem, babam, kardeşim olmazdı. Okulumda olmazdı. Sen düşmanı kovaladın ve biz olduk. Bir de 23 Nisanı bize hediye ettin . Teşekkür ederim. 23 nisanda şiir okumak istiyorum. Eğer sen ölmeseydin öğretmenime söylerdin o da bana şiir okuttururdu. O seni dinlerdi. Neyse mektubum burada bitiyor. Seni çok seviyoruz. Kendine iyi bak. Hasta olma.

 

                                                                                       Sevgilerimle H. Ç.

 

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

30/1/2006 - büyük aşık Küçük Bey'in bu gün doğum günü...

MİNİK BEDENDEKİ BÜYÜK AŞK

İlk görev yerim.3.sınıflar ile çalışıyorum. Bir gün bir öğretmen arkadaşım: ” Seni benim sınıfın en hoş delikanlısıyla tanıştıracağım.” Dedi. Bende memnuniyetle kabul ettim. Tanıştık Küçük Bey’le. Sapsarı yüzlü ,zayıf, saçları dökülmüş ve yorgun görünen küçük bir beydi. Lösemi hastasıymış. Önce durumundan bahsetti olgun bir adam edasıyla ve iyileşme umudundan. Alabildiğine sevimliydi ve alabildiğine güler yüzlü. Teneffüslerde bana eşlik etmeye başladı. Sürekli sorular soruyordu. Her çocuk gibi. Ama farklılık sonradan ortaya çıktı.  Sorularının büyük çoğunluğu sınıfımın en hoş en zeki kızıyla ilgiliydi. “Ö…. Hangi dersi çok seviyor? En çok hangi masalı seviyor? Büyüyünce ne olacakmış? En çok hangi oyunu seviyor? Resim yapmayı sever mi?...... ve bir sürü soru daha…

Öğretmeni durumu açıkladığında çok komik gelmişti. Meğer beyimiz bizim kıza vurgunmuş. Kızımızı uzaktan görüp sevmiş. Hemen kızımızla tanıştırmak istedim. Önce gözleri parladı. Sonra usulca “olmaz” dedi. “neden olmasın ki?”diye sorduğumda ise ben hastayım saçlarım da yok o benimle oynamaz ki. İyileşince tanışayım” dedi. Ama bilmediği şey Ö….’nün yüzü kadar kalbinin de güzel olduğuydu. Bu olaydan sonra uzun zaman görünmedi Küçük Bey. Hastanedeymiş tedavi için. Okula geldiği ilk gün buldu beni. Gözlerinin altı morarmış, elleri morluk içinde. Ama gayet mutlu. Tesadüf müdür bilinmez o an yanımıza Ö… geldi. İlk sorduğu soru;” öğretmenim bu kim?” Oldu, hemen tanıştırdım. Bizim kız gayet nazik bi şekilde” memnun oldum” dedi ve elini uzattı.  Küçük Bey’i bi görmeliydiniz; şaşırmış, mutlu, ne yapacağını bilmez bi haldeydi. Ö… ;”bizimle oynar mısın? dedi ve elinden tutup çekiştirmeye başladı. Küçük Bey hala şaşkın. Git oyna dedim. Yüzündeki o kocaman gülümsemeyi görmeliydiniz. Birkaç gün sonra yine tedaviye gitti. Annesinin anlattığına göre bu olaydan sonra daha istekli gidiyormuş tedaviye. İyileşeceğim diyip hayallerini anlatıyormuş tüm doktor ve hemşirelere. Tabi bi de Ö…’yi. Bir yıldan fazla sürdü bu döngü. Hastane okul ve Ö…  Son gördüğümde daha bi bitkindi . “öğretmenim bu hafta son kez gideceğim tedaviye ve bitecek bi daha gitmeyeceğim. “ dedi. O hafta pek durgundu. Cuma günü benimle ve Ö… ile vedalaştı. Ö…’ye yaptığı bi resmi verdi ve annesiyle başı arkada gitti. Birkaç gün sonra annesi aradı. Durumu çok kötü, tüm organları iflas etmiş, sizi görmek istiyor diye. Öğretmeniyle beraber hastaneye koştuk. Bizi görünce bi an gözleri aralandı gülümsedi. Doğrulmaya çalıştı. Engel olduk dinlenmen lazım dedik. Gülümsedi ve olgun bi insan gibi konuşmaya başladı: “Öğretmenim galiba artık iyileşmeyeceğim. Şimdiye kadar hiç böyle olmamıştım. “ dedi. Derin bir nefes aldı. Battaniyenin altından elini uzattı. Elinde kalemliği vardı.” Bunu Ö… ‘ye verin .” dedi . “iyileşince sen verirsin.” Dedik gülümsedi ve gözlerini kapadı. Doktorlar bizi odadan çıkardılar. Komaya girmiş. Tam dokuz gün dayandı. Dokuzuncu günün sonunda annesi aradı. Damadınızı kaybettik dedi. Sesi buz gibiydi, ne diyeceğimi, ne yapacağımı bilemedim. Oraya çöktüm ve hıçkırıklarla saatlerce ağladım. Ertesi gün haber tüm okula yayılmış Ö… geldi yanıma, ağlamaktan gözleri kıpkırmızı olmuş. “Öğretmenim hani iyileşecekti, hani hep beraber oyunlar oynayacaktık, neden öğretmenim?” Diyerek bana sarıldı ve hıçkırıklara boğulduk. O gün çok zor geçti. Tüm arkadaşları hatta tüm okul şaşkındı hüzünlüydü. Hiç bir çocuk oyun oynamadı. Cenazesini memleketine götürdüler. Birkaç gün sonra ailesine başsağlığı ziyaretine gittik. Annesi odasını gösterdi. Eşyalarını gösterdi. Her yerde Ö…. ‘nin adı yazıyordu. Annesi: “Gerçekten onu çok seviyordu, hep ondan bahsediyordu. Varsa yoksa Ö…. “ dedi ve kalemliği uzattı. Lütfen verin bunu Ö……’ye dedi. İşte o an anladım ki küçücük bi yürek kocaman yüreklerin taşıyamayacağı bir sevgiyi taşımış , o sevgiyi dolu dolu yaşamış ve giderken de beraberinde götürmüştü.

Kalemliği aldım. Ö…’ye verdim. Ö… yetişkin biri gibi hiç bir şey sormadan kalemliği aldı. “Öğretmenim bunu hep saklayacağım. “ Dedi. Cevap vermedim, Ö…’ye sıkıca sarıldım…

 

(Bu olay tamamiyle gerçektir. Ben O'nu tanıdım keşke sizlerde tanıma şansına sahip olsaydınız.)

Yorum (9) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

30/1/2006 - "BEN HAYATTA EN ÇOK BABAMI SEVDİM" bu şiiri çok severim...

BEN HAYATTA EN ÇOK BABAMI SEVDİM

Ben hayatta en çok babamı sevdim
Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla - ha düştü ha düşecek
Nasıl koşarsa ardından bir devin

O çapkın babamı ben öyle sevdim
Bilmezdi ki oturduğumuz semti
Geldi mi de gidici - hep , hep acele işi
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi
Atlastan bakardım nereye gitti
Öyle öyle ezber ettim gurbeti

Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbula
Bi helallaşmak ister elbet , diğmi oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oynunu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu,

En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, can evim
Hayatta ben en çok babamı sevdim.

Can YÜCEL

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

5/1/2006 - Uzun zamandır yazamıyorum...

            Uzun zamandır yazamıyorum. Yenilik de yapamıyorum. Çok    yoğunum çok… Ama   

   yarından itibaren tatil.

         :bbb::bbb:

Tam 23 gün. Yarın benim ufaklıkların karne günü. Sınıfta     

   acayip bi heyecan var. Hatta küçük uyanıklar rüşvet bile teklif ediyor.

  “ Örtmeniiiim babam var ya eğer notlarımın hepisi 5 olursa beni köye   

    götreceeek… Eğer köye gidersem, ben var yaaa size köyden neler neler  

    getiririm.”

         Benim cevap: “Bak seeen neler getirirsin?”  “Çok şeeey örtmenim ne

     istersen.”

          Buyur buradan cevapla. Gülüp geçiyorum. “ Hadi  bakalım Cuma günü

      beraber bakarız karneye…” desem de yok hala etrafımda pervane…

Fazla üzerlerine gitmedim not konusunda . Ne de olsa 2. sınıftalar daha . Bunlar güzel günleri okulun . Asıl zorluk ilerde bırakalım da tadını çıkarsın benim küçük cinler ve melekler....

       myspacemyspacemyspacemyspace

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/12/2005 - Porto Rico' lu Rios...

     Ernesto Che Guevara hakkında yazılacak söylenecek çok şey var.Ama şimdilik bu kadar. Çünkü çoğunuzun adını bile duymadığı en az Che kadar önemli birinden bahsedeceğim: Porto Rico'lu Rios...

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı









<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

sigara içmediğiniz için teşekkürler....

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta



Arkadaşlarım

yildirayelik
wartherealiron
bekarsavas
dungeon
gokcesair
savas
guneycelik